27 Ekim 2009

Pan's Labyrinth



Başta çocuk filmi sandığım ama izleyince büyüsünden kurtulamadığım film Pan ın Labirenti...
Konusu ise:İç Savaşı’nın ardından, Franko rejiminn hüküm sürdüğü İspanya. Zaman ise, 1944’ün Mayıs ve Haziran ayları. Filmin başkarakteri Ofelia annesiyle birlikte, Falanjist üvey babası Yüzbaşı Vidal’in yanına gidiyor. Vidal, Kuzey İspanya tepelerinde Franco rejimine karşı savaşan solcuların peşinde olan acımasız bir asker. Ancak, onun haberi olmasa da, solcular evinin içine kadar sızmıştır. Ofelia'nın annesi ise hamile ve hastadır. Ofelia bu tatsız çocukluk günlerini korkutucu olsa da aynı zamanda heyecan veren hayal dünyasıyla zenginleştiriyor. Gerçek dünya ile bir böceğin ardına düşüp labirente gittiği hayal dünyası şaşırtıcı bir şekilde birbirini tamamlıyor.
Filme özgün adını veren kocaman ve terk edilmiş labirent ise, gerçek dünyanın tehlikesine ve korkularına karşı koruma sağlamaktan çok uzak...

Gerçekten mükemmel bir film...Yüreğinizi sarsacak ve vicdanınızı sorgulatacak kadar "gerçek" olanla,sınırlarınızı zorlayacak ve algılarınızı sorgulatacak kadar "hayali" olanın içiçe örüldüğü bir başyapıt...

İşte size filmden görüntüler ve filmin harika müziği.

23 Ekim 2009

Üzgün,Çok Üzgün


En çok yazınca rahatlıyorum.Birinin beni dinlemesi rahatlatmıyor.
Erkek arkadaşım en çok kokunu merak ediyorum dedi.O an aklıma babam geldi,kokusu nasıl diye.
En son ne zaman sarıldık onu bile bilmiyorum.O kadar eski yani.Bu 1-2 yıl değil 9-10 yıl kadar uzun bi süre.
Çok büyük bi eksiklik benim için.Küçükken benim için çok özeldi.Şimdi ise hiçbi şeyim....
Anladım ki kimseyi sevemem ben.
Kimseyi istemiyorum,hiç kimseyi...

22 Ekim 2009

Soyguncular



Offf offff....Geçenlerde bankamatik kartıma para yatırmıştım.Dün bi şey alıcaktım,uzun zamandır istediğim bi şey.Bi baktım para mara yok.Nasıl sinirlendim anlatamam.Bankamatiğe bi güzel sövdüm.Hatta bütün şu teknoloji denen canavara.Ne biçim iştir kardeşim ya.
Imf Türkiye'deyken öğrencilerin bankaları harap etmeleri iyi olmuş.Ama yine de bu benim sinirlerimi yatıştırmadı.İyiki fazla para yatırmamıştım ama olsun bankaya gidiceğine çöpe atardım.Ne yapıcağımı da bilmiyorum.Ufff nerden bulaştım şu kart işine bilmem ki.

19 Ekim 2009

Yazmak,Yazmak ve Yine Yazmak


Blogları geziyorum da herkes ilk yazısını açılış konuşması gibi yapmış.Bende her zaman ki gibi lambur lumbur girmişim sanki aylardır yazıyormuşum gibi.
Ama ben zaten yazmayı seviyorum.Hem uzun zamandır da yazıyorum.Sadece blogum yoktu.Şimdide hep yaptığım gibi yazıyorum.
Bu yazma,içimdekileri dökme sevdası yüzünden başıma neler neler geldi.Ama ben yinede devam ediyorum.

18 Ekim 2009

Hayatımdaki Bütün Sesler (Eksi)


Oldum olası sevmem yüksek seste müzik dinlemeyi.Tamam bazı müziklerin tadı yüksek sesle dinleyince çıkar.Ama olsun,ben tatsız tuzsun da dinleyebiliyorum.Hem oldukça keyif alıyorum.
Büyükşehirde yaşayıp;bütün o kalabalıktan,gürültüden bıkmış biri de değilim.Çünkü küçük bi kasabada yaşıyorum.Sadece okul için şuan Eskişehirdeyim.
Kısacası mp4 çalarımda sakin,huzur verici müziğimin eşliğinde bu zorlu yolculuğa çıkmış bulunmaktayım...
Ne mutlu bana ki bu yolcukta bana eşlik edicek biri var.

17 Ekim 2009

Tutkusu Sınırsız Aşk Adamı Johnny Cash


O buğulu sesiyle söylediğinde,gözlerimi kapatıp uzun uzun hayallere daldığım şarkı "Hurt"...

I hurt myself today
To see if I still feel
I focus on the pain
The only thing that's real
The needle tears a hole
The old familiar sting
Try to kill it all away
But I remember everything


What have I become
My sweetest friend
Everyone I know goes away
In the end
And you could have it all
My empire of dirt
I will let you down
I will make you hurt

I wear this crown of thorns
Upon my liar's chair
Full of broken thoughts
I cannot repair
Beneath the stains of time
The feelings disappear
You are someone else
I am still right here


What have I become
My sweetest friend
Everyone I know goes away
In the end
And you could have it all
My empire of dirt
I will let you down
I will make you hurt

If I could start again
A million miles away
I would keep myself
I would find a way

İşte bu güzel şarkıyı şuradan hem izleyip hem de dinliyebilirsiniz

16 Ekim 2009

Karamsar


Büyüdüğümü hissediyorum...
Acaba zamanla mı büyür çocuklar yoksa yaşanılanla mı??
Sanıyorum ki,hatta eminim yaşanılanla.Burda çocuk olmakla Afganistan da çocuk olmak arasında dağlar kadar fark var.Orda zaten çocuk olmuyorlar ki.Doğup hemen büyüyorlar.Ya da hemen ölüyorlar.Oyun oynama gibi lüksleride yok zaten.Mayınlardan,askerlerden,yoksulluktan,şu yobaz din adamlarından (kendilerine adam denir mi o sıfata yakışırmı hiç bilmiyorum)korumaya çalışırken oyunda neymiş??
Ordaki insanların suçu ne acaba?Orda doğmanın,eksik büyümenin,eksik ölmenin...

15 Ekim 2009

Fuzuli


Kendisini tam olarak tanımadığım,sadece lise yıllarında edebiyat dersinde okuduğum şair "Fuzuli"... Aklımda herhalde bi "Su Kasidesi" eseri bi de şuan okuduğum kitaptan bi sözü :
"Bende Mecnundan füzun aşıklık istidadı var
Aşık-ı sadık benim Mecnunun ancak adı var"

Tabi ben bundan bi şey anlamam :)Yazar da benim gibi düşünmüş olmalı ki dizelerin altına bi de bizim anlıyacağımız bir dille yazmış:
"Bende Mecnundan da öte bir aşıklık yeteneği var
Gerçek aşık benim,ama Mecnunun adı çıkmış bir kere!..."

14 Ekim 2009

Uçurtma Avcısı


Uzun zamandır kitap okumuyordum.Yazın tatile gittiğimde bi kitap ilgimi çekmişti.Hem kitabın kapağı hem de adı : "Uçurtma Avcısı".Evet kitabın ismi bu...

Hemen aldım ama okumadım.En sonunda kitap okumama grevimi tamamladıktan sonra elime o kitap geçti,bende başladım okumaya.Okudukça üzüldüm,üzüldükçe ağladım...Ve böyle kadere lanetler yağdırdım.Hala da etkisinden kurtulmuş sayılmam.Kitabın arka kapağında ise şu yazı buluyor:

"Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... "

Filmi o kadar da etkilemedi beni hatta izleyince "Bu ne ya?" dedim.Nerde o duygu,nerde his....